17 Aralık 2018 , Pazartesi - 19 : 47
Anasayfa » NASİHATLER » NEFİS MUHASEBESİ

NEFİS MUHASEBESİ

Bugün, yakın çevrenizdeki Müslümanlar için özel dua, tüm Müslümanlar için ise genel dua ettiniz mi?

Bugün, kaç Müslümanı ziyaret ettiniz? Kaç Müslümana nasihat ettiniz? Kaç Müslümandan nasihat istediniz?

Bugün, hasta ziyareti yaptınız mı ya da cenaze için taziyede bulundunuz mu? Çevrenizde cenaze ya da hasta yoksa; bir fakiri ziyaret ettiniz mi?

Bugün, bir yetimin başını okşayıp, onu sevindirdiniz mi? Bir muhtacı, sıkıntısından kurtardınız mı?

Bugün, bir kardeşinizin derdiyle ilgilenmek adına azmedip, derdiyle ilgilenmeye zaman ayırdınız mı?

Bugün, bir fakire veya miskine yemek yedirdiniz mi? Din kardeşinize hediye verdiniz mi?

Bugün, -size göre küçük ya da büyük- kaç kişiye sadaka verdiniz?

Bugün, kaç kişiye Allah için tebessüm ettiniz ve Allah rızası için güzel söz söylediniz?

Bugün, alırken verirken, dünya alışverişinde kaç kişiye kolaylık sağladınız? Ve kaç kişiyi sevindirdiniz?

Bugün, hayatın debdebesi içinde kaç kez Allah’ı dille zikrettiniz ya da Allah’ı sürekli hatırda tuttunuz mu?

Ticarette ya da diğer rızık kazanma yollarında kaç kişiye yardımcı oldunuz? Kaç müşteri veya sizden hizmet alanın duasını kazandınız?

Bugün, nefsiniz galeyana geldiğinde ve öfkelendiğinizde kaç kez Allah için sustunuz, Allah için bağışladınız?

Bugün şahit olduğunuz kaç olayda, Allah için elinizden geldiği kadarıyla Müslümanca bir duruş sergilediniz?

Bugün, kaç kez dükkan ya da tezgahınızdan Allah rızası için ayrılıp, Allah yolunda yürüdünüz; Sırat-ı Müstakim’i adımladınız?

Bugün, kaç kez tanıdığınız bir Müslümana maddi ve manevi bir konuda ve ne kadar yardımcı olabilirim diye iç aleminizde muhasebe yaptınız?

Bugün, Allah için ne yaptık? Ya da -Allah korusun- amel defterimize hangi günahı yazdırdık?

Müslüman, her günü hayırlarını artırmak için fırsat olarak görür. Salih amellerini artırır ve çokça tevbe eder.

Her gün sayısız ibadetimiz olması gerekirken; “bugün Allah için ne yaptın?” sorusuna cevap vermekte zorlanırsak ahirette halimiz nice olur?

Bugün, nefsimizi muhasebe etmezsek; yarın huzur-u mahşerde Allah’a nasıl hesap vereceğiz?

“Hesaba çekilmeden önce, nefislerinizi hesaba çekiniz” ilkesini, kendimize prensip edinmeliyiz.

Bugün biz, halimizden memnun değilsek; ahirette n’apacağız? Bu nedenle nefislerimizi Allah’ın vahyine tabi kılmalıyız.

Bazıları, şeytana aldanarak ibadet etmenin önemli olmadığını, önemli olanın kalp olduğunu söyleyerek avunurlar!

İbadet etmek önemli olmasaydı, Allah bizlere ibadeti emreder miydi? Kaldı ki, cennete girmenin şartlarından biri de salih ameldir…

Salih amellerde gevşek davranan Müslümanlar cehennem azabı görecekler ve cezalarını çektikten sonra cennete girebileceklerdir! Yine de biz, Allah’ın affını umuyoruz. Allah’ın affını umabilecek kimselerin ise, Allah’a asla şirk koşmaksızın huzûr-u İlâhi’ye gidenler olduğunu da unutmayalım, unutturmayalım! Şeytanın en büyük çabası insanlığa bu gerçeği unutturmaktır!

“Benim kalbim temiz” diyenler bilsin ki; kalbi temiz olan kişi, Allah’a iman eder ve imanının gereği olarak diğer ibadetleri de işler. İbadet etmeyenin kalbi temiz değildir! Öyle olsaydı; Allah, bu kalbi temiz insanları neden azaplandırsın ki? Onları mükâfatlandırması gerekirdi?

Bilâkis Allah, sahih bir akide ile iman etseler bile kullarını ibadetlerden hesaba çekmektedir. Dilediklerini ise, iman sahibi oldukları halde cezalandırmaktadır!

Hatta şunu söylememiz gerekir ki, ibadetlerden sorumlu olan kimse, mükellef olan Müslümandır. Kişiye, Müslüman, akıllı ve reşid olmadıkça “mükellef” denmez ve kendisi için mahkeme-i kübrâ’da terazi kurulmaz ve amellerinden sorgu sual edilmez. Onlar iman etmedikleri için, ebedi azaba müstahak olacaklardır.

Kur’an, ebedi olarak kaybediş ve ziyan içinde olan bu kimselerden şu şekilde haber vermektedir:

“De ki: ‘Amelleri bakımından en çok ziyana uğrayanları size haber vereyim mi? Onlar o kimselerdir ki, dünya hayatında yaptıkları boşa gitmiştir, üstelik kendilerinin muhakkak iyi yaptıklarını zannederler. Onlar Rabblerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edip amelleri boşa gitmiş olanlardır. Biz kıyamet günü onlar için hiçbir ölçü tutmayacağız (terazi kurmayacağız). İşte böyle; onların cezası kâfir oldukları, âyetlerimi yalanladıkları ve peygamberlerimi alaya aldıkları için, cehennemdir.’ “ *

İman etmemiş olanlardan ise ahirette ibadet sorgusu yoktur! Onlar iman etmekle mükelleftir. Teklif-i İlâhi iman ile başlar. İnkârcıların ibadet ehliyeti olmadığına göre; dünyada ibadetlerle mükellef olanlar ancak Müslümanlardır.

Bundan sonra, hangi Müslüman ibadet işleme konusunda gevşek davrana-bilir? Ya da ibadetleri küçük görebilir?

Allah’ın kendisini hangi ibadetinden sonra affedeceğini kim bilebilir ki? Bu nedenle, ayrım yapmadan tüm ibadetlerimizde titizlik göstermeliyiz!

Allah mü’min kulunu bazen güzelce abdest aldıktan sonra bağışlar, bazen yetimin başını okşadıktan sonra bağışlar.

Bazen bir hayvanı besleyince, bazen bir miskini doyurunca bağışlar Allah… Bazen bir köşede Allah için gözyaşı dökünce bağışlar.

Bazen tevbe edince, bazen istiğfar edince, bazen dua edince, bazen de dille zikir edince bağışlar Allah.

Allah’ın affı öyle sonsuzdur ki; kimi ne zaman ve hangi olaydan sonra affe-der, bilemeyiz. Tüm ibadetler bizim için mağfiret vesilesidir.

Mü’min hayatının her anını Allah’ın rahmet ve mağfiretini kazanmak için fırsat olarak görmeli ve ecrini artırmak için gece gündüz tefekkür etmelidir!

Mü’minin susması fikret (tefekkür), bakması ibret, konuşması zikirdir…

Müşriklerin ölüm anını Rabbimiz şöyle haber veriyor:

“Nihayet onlardan her birine ölüm gelip çatınca (tekrar tekrar şöyle) diyecektir: “Rabbim, beni (dünyaya) geri gönderin. Belki ben, terk ettiğim (dünya)da salih amel işlerim. Asla! Bu onun söylemiş olduğu bir sözden ibarettir…” *

Bu ayet, bize açık şekilde iman etmeyenlerin tekrar dünyaya dönmek ve ibadet etmek istediklerini bildirmektedir.

Ölüm anında müşrikler, zâyi ettikleri ömrün ne kadar büyük bir nimet olduğunu geç de olsa anlayacaklardır; ama bu geç kalınmış anlayış, onlara fayda sağlamayacaktır!

Müslüman ise hayatın kıymetini yaşarken bilir ve onu salih amellerle değerlendirir.

Ayette ki; “Rabbim beni döndürün” çoğul ifadesi, ya saygı ve rica ifadesidir ya da kötülerin canlarını alan meleklere yöneliktir.

İmansız ölen kişiler, ölümünden cehenneme girinceye kadar hatta girdikten sonra bile Allah’a yalvarıp, geri dönmek isteyeceklerdir. Dünyada kulluk etmedikleri Allah’tan, ikinci bir imtihan şansı isteyeceklerdir. Bu konuya Kur’an, genişçe yer vermiştir.

Bir tanesini hatırlatalım:

“Onları, ateşin başında durdurulup da: ‘Keşke, biz (dünyaya) geri döndürülseydik de, Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve mü’minlerden olsaydık’ diyecekleri vakit bir görsen!” *

Ama onlar tekrar dünyaya döndürülmeyecek/gönderilmeyecek ve ikinci bir fırsat tanınmayacaktır.

Allah’ın rahmet ve adaletini bilmeyen, Allah’ı gereği gibi tanıyıp takdir ede-memiş olanlar, şöyle diyebilirler: “İkinci şans verilse belki mü’min olurlardı! Belki önceki hayatlarındaki gibi kötü bir insan olmazlardı” diye düşünebilir bazıları.

Bu fikir ya da itiraza, Allah cevap vermektedir. Öncelikle dünyaya dönüp ayetlere göre yaşayıp mü’min olma temennisinde bulunanlarla başlayalım.

“Hayır, evvelce gizledikleri şeyler karşılarına çıktı. Eğer geri döndürülselerdi yine kendilerine yasaklanan şeylere geri dönerler. Çünkü onlar şüphesiz yalancıdırlar.” *

Artık onlar ahirette, dünyadaki küfür ve isyanlarının karşılığını görecekler-dir. Onlar tekrar dünyaya dönseler bile, onların asla iman etmeyecekleri ve yine yasaklandıkları şeyleri yapacakları bildirilmektedir.

Onların “mü’min olurduk” temennileri artık gayba dair şeyleri ahirette gözleriyle gördükleri içindir. Oysa iman, gayba iman etmeyi gerektirir. Rabbimiz Bakara: 3’de: “Onlar gayba iman ederler” buyurmaktadır. Gayb; duyu organlarıyla algılanamayan, Allah’ın bildirdiği gerçeklerdir.

Ahirette cehennemi ve Allah’ın azabını gözleriyle gören kâfirler dünyada iken; gaybı inkâr etmişler ve görmeden inanmamışlardır. Tekrar dünyaya döndürülmüş olsalar bile, normal şartlarda yine gaybı inkâr ederler, ayetleri yalanlarlar. Allah bu gerçeği çok iyi bilmekte ve bildirmektedir.

Kâfirlerin bu tavrı, gayb perdesi gözlerinin önünden kalktığı içindir.

Firavun da ölüm meleklerini karşısında gördüğü zaman şöyle demişti:

“..Nihayet (Firavun) boğulacağı zaman şöyle dedi: ‘İsrailoğullarının iman ettikleri ilâhtan başka bir ilâh olmadığına inandım. Ben de Müslümanlardanım.’ “ *

Rabbimiz ise onun bu esnadaki imanını kabul etmemiştir. Kur’an’a kulak verelim:

“Şimdi mi? Halbuki sen bundan önce isyan etmiş ve fesatçılardan olmuştun.” *

Allah, son nefeste, ümitsizlik anındaki imanı kabul etmiyor! Artık ölümle birlikte imtihan da son bulmaktadır!

Ayrıca ona öğüt almak isteyenin öğüt alabileceği kadar bir zaman * bahşedilmişti ama o dünyada refah içindeyken, uyarıcılara aldırış etmedi.

Yûnus: 91’deki sözler bir görüşe göre Firavunun içinden geçirdiği ümitsiz duygunun seslendirilmesidir. Yani imanının geçersiz olduğunu o da biliyordu. Kendi vicdanı ona, böyle sesleniyordu. Bu söz; Allah’ın ya da Cebrail’in de olabilir. Artık ölüm ve ölüm meleklerinin gözüktüğü esnada; iman ve tevbe kapısı kapanmıştır.

Rabbimizin “..Ancak Müslümanlar olarak ölünüz.” * buyruğunda olduğu gibi; “Müslüman” olarak ölmeyi, Yüce Mevlâmız hepimize nasip etsin. Amin.

Hakkında Yusuf Semmak

Araştırmacı, Yazar

BUNA'DA BAK!

Kur'an-ı Kerim Değiştirilmiş Olabilirmi, Diyenlere Cevap

KUR’AN-I KERİM DEĞİŞTİRİLMİŞ OLABİLİR Mİ, DİYENLERE CEVAP!

Günümüzde bu türden hezeyanlar maalesef ki, artmıştır. Kur’an hakkında böyle bir soruyla fikir jimnastiği olur …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

6 − 1 =