20 Haziran 2018 , Çarşamba - 20 : 14
Anasayfa » AKAİD - TEVHİD » Ömer Nesefî Akâidi Tercüme ve Şerhi – 1

Ömer Nesefî Akâidi Tercüme ve Şerhi – 1

ÖMER NESEFÎ AKÂİDİ TERCÜME VE ŞERHİ – 1

 

  • Youtube
  • Vimeo
  • Dailymotion
  • Dinle
  • İndir

Yükleniyor…
Yükleniyor…
Yükleniyor…
Yükleniyor…

Ömer Nesefî (rh.a)’in, “El-Akâidü’n Nesefiyye” isimli risâlesinin metnini esas aldığımız bu dersimizde, gerek İmam Mâturidî gerekse İmam Eş’arî ekolünden herhangi birine, takım tutar gibi her konuda –muhkem bir meseleye şüphesiz inanır gibi- bağlanmak yerine; bu iki âlimin görüşlerinden hangisi Selef-i Sâlihîn’in i’tikâd, görüş, menhec ve metoduna uygun ise ona uyulması en selâmetli yoldur. Zira Rabbimiz, Muhâcirîn ve Ensâr’ın, ilk ve öncü şahsiyetlerinden râzı olduğunu ve onlara en güzel şekilde ittibâ edenlerden de râzı olduğunu/olacağını haber vermiştir. Bu nedenle her Müslüman, Kur’an ve Sünnet’e, Ashâb-ı Kirâm’ın anlayıp iman ettiği gibi tâbi olmak zorundadır. Çünkü onlar, Rasûlullah tarafından Allah’ın dininin kendilerine teblîğ, ta’lîm, tebyîn edildiği ve Allah’ın vahyi ile kendilerinin tezkiye edilip arındırıldığı kimselerdir. Vahiy de onların yaşadığı dönemde indirilmiştir. Onların İslâm’ı en iyi bilen kimseler oldukları herkesçe ma’lûmdur. Onların, Peygamberimizden öğrendikleri din ve fıkhın dışındaki anlayışları, sırf isimleri büyük âlimler söylediler/söylüyorlar diye itirazsız kabul etmek yanlıştır. Neticede şunu kabul etmek gerekir ki, önünde-sonunda ancak vahye uyulur/uyulması gerekir. İnsanların sözleri –ictihâd anlamında- yanlış ise, doğru olan görüşe uymak büyük bir fazilettir. Zaten ictihâd’da hata eden âlimler de bunu söylemektedirler ve istemektedirler. Zira hiçbir kimsenin sözü Nass’ın yerine geçirilemez. Ve gerçek ortaya çıkmış olmasına rağmen, bir takım mensûbiyet ve taassuplar nedeniyle insanların reyine uyulamaz!

DERSTE İŞLENEN KONULARA AİT METİN VE TERCÜMELER

 

1 – EŞYANIN HAKİKATLERİ

 أَمَّا بَعْدُ، قَالَ أَهْلُ الْحَقِّ: حَقَائِقُ الْأَشْيـَاءِ ثَابِتَةٌ، وَالْعِلْمُ بـِـهـَا مُتَحَقِّقٌ خِلاَفًا لِلسُّوفَسْطَائِيَّةِ
Ehli Hak (Ehli Sünnet âlimleri) der ki: Eşyânın hakikatleri (o şeyi oluşturan, o şeyin kendisiyle meydana geldiği şey) sâbittir. Bunlarla (eşyânın hakikatleriyle) ilgili ilim gerçektir. Bu, Sofestâiyye’nin (felsefecilerin yani kâinâtın yaratıcısı olarak Allah’ı kabul etmeyen, varlıklar hakkında müspet ya da menfî bir hükme ulaşamayan, daima şüphe içinde olan felsefî düşünce akımlarının) hilâfınadır (aksinedir, onlar bu görüşte değildirler).

 

2 – İLMİN (İLİM ELDE ETME) SEBEPLERİ

وَأَسْـبَابُ الْعِـلْـمِ لِلْخَلْقِ ثَلاَثَةٌ: اَلْحَوَاسُّ السَّلِيمَةُ، وَالْخَبَرُ الصَّادِقُ، وَالْعَقْلُ
Mahlûkât için, ilmin (ilim elde) sebepleri üçtür: Selîm (sağlıklı, sağlam) duyu orhanları, sâdık (doğru) haber, (sağlıklı) akıl.

 

3 – DUYULAR

فَالحَوَسُّ خَـمْـسٌ : اَلسَّمْعُ، وَالْبَصَـرُ، وَالشَّـمُّ، وَالذَّوْقُ، وَاللَّمْـسُ. وَبِكُلِّ حَاسَّةٍ مِنْـهَا تُوقَفُ عَلَى مَا وُضِعَتْ هِـيَ لَهُ
Duyular beş tanedir: İşitme, görme, koklama, tatma ve dokunmadır. Bu duyu organlarından her biri ile, o duyu organı ne için vaz’ edilmiş (konulmuş, tayin edilmiş) ise, o şeye vâkıf olunur (o şey hakkında bilgi elde edilir).

 

4 – SÂDIK (DOĞRU) HABER

وَالْخَبـَرُ الصَّــادِقُ عَـلَى نَوْعَيْنِ: أَحَدُهُمَا الْخَـبَرُ الْمُتَوَاتِرُ، وَهُوَ الْخَـبَرُ الثَّابِتُ عَلَى أَلْسِنَةِ قَوْمٍ لاَ يُتَصَوَّرُ تَوَاطُؤُهُمْ عَـلَى الْكَذِبِ . وَهُوَ مُوجِبٌ لِلْعِلْمِ الضَّـرُورِيِّ كَالْعِلْمِ بِالْمُلُوكِ الْخَالِيَةِ فِي الْأَزْمِنَةِ الْمَاضِيَةِ وَالْبُلْدَانِ النَّائِيَةِ
Haber-i sâdık (sâdık haber) iki çeşittir: Birincisi, mütevâtir haberdir. Mütevâtir haber; yalan üzerinde anlaşmaları (ittifak etmeleri) düşünülemeyen bir topluluğun dilleri üzere sabit olan haberdir. Mütevâtir haber, zarûrî (kesin) bilgiyi gerektirir. Geçmiş zamanlarda yaşamış hükümdarları ve uzak şehirleri bilmek gibi.

 

5 – HABER-İ RASÛL (PEYGAMBER HABERİ)

وَالنَّوْعُ الثَّانِي خَبَرُ الرَّسُولِ الْمُؤَيَّدِ بِالْمُعْجِزَةِ : وَهُوَ يُوجِبُ الْعِلْمَ الْإِسْتِدْلاَلِيَّ. وَالْعِلْمُ الثَّابِتُ بِهِ يُضَاهِى الْعِلْمَ الثَابِتَ بِالضَّرُورَةِ فِي التَّيَقُّنِ وَالثَّبَاتِ
İkinci çeşit (sâdık haberin ikinci çeşidi); mu’cize ile te’yîd edilmiş (doğrulanmış) Peygamberin haberidir (vahiydir). Bu haber, istidlâlî ilim gerektirir. Peygamber haberi ile sâbit olan ilim, yakînî (kesin) bilgi ve sâbit olma hususunda zarûrî olarak sâbit olan ilme benzer.

 

Ömer Nesefî Akâidi Tercüme ve Şerhi – 2 Ömer Nesefî Akâidi Tercüme ve Şerhi – 3 Ömer Nesefî Akâidi Tercüme ve Şerhi – 4

 

Hakkında Yusuf Semmak

Müfessir, Edib, Mütefekkir, Araştırmacı, Yazar

BUNA'DA BAK!

“Tevessül ve Kabr-i Nebi’yi Ziyaret” Adlı Kitabımız Çıkmıştır!

  “Tevessül ve Kabr-i Nebî’yi Ziyâret” adlı kitabımızda yer alan başlıca konular: Hayırlara vesîle olmasını …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

twenty + eight =