20 Haziran 2018 , Çarşamba - 20 : 23
Anasayfa » FIKIH » Selamsız İnsan Olmaktan Sakınınız!

Selamsız İnsan Olmaktan Sakınınız!

بِسْـــــمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

SELAMSIZ İNSAN OLMAKTAN SAKININIZ!

“Aranızda selamı yayınız” Hadis-i Şerifi gereği, selamlaşmanın fazilet ve âdâbını bilmek zorundayız.

Yolda karşılaştıklarında, selamı birbirlerinden bekleyip, aşıklar gibi birbirlerine bakanlara tekrar söylemek lazımdır ki, küçük büyüğe, ayaktaki oturana, binitli yayaya, yüksekteki alçaktakine, yürüyen durana, bir kişi iki kişiye, az olanlar çok olanlara ve talebe hocaya selam verir.

Selam konusunda birçok aksaklıklarla, hayat içerisinde sıkça karşılaşıyoruz.

Somut örnekler vermeden bazı kimseler meseleleri tam olarak anlayamıyor. Bu nedenle basit örnekler verelim.

Mesela; apartmanın merdivenlerinden yukarıya çıkarken, yukarıdan aşağıya inen bir kimse ile göz göze geliyoruz, ben yukarıdan gelenden selam bekliyorum, o da benden bekliyor. Oysa yüksekte olanın, mekan olarak alçakta olana selam vermesi gerekiyor.

Yol kenarında hareket halinde yürüyorum, arabasıyla yoldan geçen bir kimse arabadan bana bakıp benden selam bekliyor. Oysa selam vermesi gereken kimse, arabasıyla seyir halinde olandır. Çünkü binitli yayaya selam verir.

Bir yerde sabit duruyorum, yoldan geçen bir kişi bana bakıp selam vermemi bekliyor. Oysa selam vermesi gereken, yürüyen kimsedir.

Yolda hareket halindeyim, başka bir kimse bana doğru yaklaşıyor benden selam bekliyor. Oysa yaşı küçük olduğu için onun bana selam vermesi gerekir.

Başka bir misal verelim. Yolda giderken karşıdan bir başkası geliyor, onunla karşılaşıyoruz, bu durumda da talebe olan, hocasına selam verir. İlim ehli bir Müslümanla karşılaşıldığında ilimsiz olan ya da ilim talebesi olan kimse ehli ilm’e daha önce selam vermelidir.

Bu konuda çok örnekler verebiliriz. Ama Sünnete uygun selamlaşma âdâbı bellidir. Bu ve benzeri örneklerle karşılaşanlar, birbirlerine “sen bana selam vermedin, selamsız geçtin, görmemezlikten geldin” tarzında nefsânî sözler etmeden önce, kendi durumunu gözden geçirmelidir. Hem yaşça hem de ilim bakımından küçük olduğumuz halde, kibir ve ego bakımından büyüklüğe ve tekebbüre kendimizi mahkum etmemeliyiz.

Önce selam vermesi gerekirken selam vermeden ve umursamadan geçmekte kararlı olan bir Müslüman ile karşılaşırsak, sıfatımız ne olursa olsun biz selam veririz. Zira o kimse, selamın önemini henüz kavrayamamıştır. Ondan, Sünnete uygun amel beklerken, selamlaşma Sünnetini terk etme vebalini yüklenmemek için hemen selam vermeliyiz.

İslam öyle muazzam bir dindir ki, hayatın her kademesinde, hatta her noktalarının arasındaki küçük noktalarda, her zerresinin içerisindeki küçük zerrelerde bile hikmetli hükümler vaz’ etmiştir. Diğer bir deyişle; Allah’ın ihmal ettiği en küçük bir nokta veya en küçük bir zerre cinsinden dahi olsa küçücük bir noksanlık İslam’da asla yoktur. İnsan aklı ile Allah’ın ilim ve iradesi arasında, “acaba hangisi doğrudur?” diye tevakkuf etmek asla ve kat’a câiz değildir! Selamlaşmanın fıkhı, Selamın Sünnete uygun şekli ve onun âdâbı hakkındaki bütün incelikler Allah’ın mutlak ve yanılmaz ilmi ile bizlere bildirilmiş yol gösterici hakikatlerdir.

Selam ile alakalı bazı Nassları hatırlatalım:

“Bir selam ile selamlandığınızda siz de ondan daha güzeli ile selamı alın veya aynısıyla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını hakkıyla yapandır.” *

“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere izin alıp o ev halkına selam vermeden girmeyin. Bu, sizin için daha hayırlıdır. Olur ki (bunları düşünüp) öğüt alırsınız.” *

“Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek ‘Sen mü’min değilsin’ demeyin. Çünkü Allah’ın katında sayısız ganimetler vardır. Önceden siz de böyle iken Allah size lütfetti; o halde iyi anlayıp dinleyin. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” *

“Selam, kelamdan öncedir” *

“Sizden biriniz, bir meclise vardığı zaman selam versin, meclisten ayrılırken de selam versin. Birinci selam sonuncudan daha önemli değildir (ikisi de aynı ölçüde önemlidir).” *

Yüce Allah, Hz. Adem’e selamı öğretmiştir:

Peygamberimizin haber verdiğine göre; Rabbimiz, Hz. Adem’i yarattığı zaman:

“Git de meleklerden oturmakta olan şu topluluğa selam ver ve onların senin selamını nasıl karşıladıklarını dinle! Çünkü bu, hem senin, hem de zürriyetinin selamlaşmasıdır.” buyurdu. Bunun üzerine Adem, meleklere: “Es-Selamu aleykum” dedi. Onlar da: “Es-Selamu aleyke ve rahmetullâh” dediler ve selamlarına “Ve rahmetullâhi”yi ziyade ettiler.” *

Selam verme âdâbı:

“Küçük büyüğe, geçen oturana, az da çoğa selam verir.” *

“Binekli olan yaya yürüyene, yaya yürüyen oturana, az da çoğa selam verir.” *

Hayırlı amel nedir?

“Bir adam Peygambere: ‘İslam’ın hangi ameli hayırlıdır?’ diye sordu. Peygamber: ‘İnsanlara yemek yedirirsin, bildiğin ve bilmediğin (Müslüman)a selam verirsin’ buyurdu.” *

Üç günden fazla küslük helal değildir:

“Bir Müslümanın din kardeşinden üç günden fazla küs durup ayrılması helal olmaz. Bu küsler, birbirleriyle karşılaşırlar da şu, ondan yüz çevirir, bu da ondan yüz çevirir. Halbuki o ikisinin hayırlısı, önce selam vermeye başlayandır.” *

Müslümanın Müslüman üzerindeki hakları:

“Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selamı karşılamak (selam almak), hastayı ziyaret etmek, cenazeler ardından gitmek, da’vete icabet etmek ve aksırana dua etmek.” *

Müslümanların kendi aralarında selamı yaymaları birbirlerine sevgilerini artırır:

لاَ تَدْخُلُوا الجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلا تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا ، أَوَلاَ أدُلُّكُمْ عَلَى شَيْئٍ إذا فَعَلْتُمُوهُ تَحاَبَبْتُم ؟ أفْشُوا السََّلاَمَ بَيْنَكُمْ

“Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız.” *

Bir kimsenin başkasına selam göndermesi caizdir:

“Âişe radıyallâhu anhâ, kendisine hitaben Peygamberin: ‘Cibrîl sana selam gönderiyor’ buyurunca, o da: ‘Ve aleyhi’s selam ve rahmetullâh: Onun üzerine de selam ve Allah’ın rahmeti olsun’ diye karşılık vermiştir.” *

Sahih-i Müslim’de geçen أفْشُوا السََّلاَمَ بَيْنَكُمْ “aranızda selamı yayınız” Hadisinden de anlaşılacağı gibi, selamın Müslümanlar arasında yayılması ve tanıdığımız ya da tanımadığımız tüm Müslümanlara selam vermemiz gerekir.

Cennete girmek isteyen iman sahipleri haydin birbirimizi sevmeye…

Birbirimizi sevme konusunda amellerin en hayırlısı selamı yaymaktır. Cennetin bir ismi de “Dâru’s selam”dır. O esenlik ve nimetler yurduna Allah’a hakkıyla kulluk etmekle yani şirk koşmadan iman etmekle girilecektir. Cennete girerken mü’minler selam ile karşılanacaklar ve cennette Rabblerinden selam işiteceklerdir. Cennette birbirleriyle karşılaştıklarında da selamlaşacaklardır. Bu güzel sonu yaşamak isteyenler dünyada da selam veren ve selam alan mü’minlerdir.

“Es-Selam” Allah’ın isimlerinden bir tanesidir.

“O Allah’tır ki O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Melik’dir, Kuddûs’dur, Selâm’dır, Mü’min’dir, Müheymin’dir, Azîz’dir, Cebbâr’dır, Mütekebbir’dir. Allah, onların koştukları ortaklardan münezzehtir.” *

“Şüphesiz Selam, Allah’ın kendisidir.” *

Rahmân’ın mü’min kulları kendilerine sataşan cahillere “selam” der, geçerler:

“Rahmân’ın kulları yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürürler. Cahiller onlara (sataşarak) hitap ettiklerinde, onlar “selam(etle)” der (geçer)ler.” *

Müslümanlar, kendini bilmezlerle, patavatsızlık yapıp, kaba ve küstah davranışları olan kimselerle karşılaştıklarında dahi kin, nefret nedir bilmezler! Öyleyse, normal zamanlarda kin ve nefretten barut fıçısına dönmüş insan şablonlarının davranışlarının referansının “İslam” olduğunu kabul etmek mümkün müdür? İslam kökü itibariyle “selam” ya da “silm”den gelir. Selam; selamet, esenlik, emniyet anlamına gelirken, silm ise; barış ve sulh demektir. Dolayısıyla İslam dini, dünya ve ahiretin felaketlerinden selamet bulmak, esenlik ve emniyet içerisinde bulunmak, sevgi, saygı, barış ve huzuru önceleyerek insanlığa hak ve hakikatleri sunmak demektir. Allah’a teslim olarak Müslüman olmuş bir kimse öyle yüce bir değere inanmaktadır ki, o kimsenin nefsine göre hareket etmesi ve Allah’ın kullarına acımasızca nefret ve kin ile muamele etmesi asla caiz olamaz. Ölmeden önce kimin hidayet bulacağını, kimin dalâlete düşeceğini ancak Allah bilir. Bu nedenle tüm insanlara önce “insan” olarak hitap etmek zorunluluğu vardır.

Kur’an bizlere, inanmayan kimselerle karşılaştığımızda bile, onlara karşı onların davranışlarına benzer cahilî taşkınlıklarla davranmamamızı, kendilerine esenlik, selamet ve hidayet dileyerek güzellikle yolumuza devam etmemizi emretmektedir.

“Onlar boş söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler ve derler ki: ‘Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizin olsun. Selam olsun sizlere. Bizim cahillerle işimiz yok!’ ” *

Buradaki selam, veda selamıdır. Yani ‘faydasız konuşup da tartışmayalım’ demektir. Bazı insanlar vardır ki, amacı hakikati aramak değildir, kuru kuruya (ilimsizce ve hikmetsizce) tartışıp karşısındakini rezil etmeye çalışmaktır; böyle kimselerle konuşup tartışmak yerine “selam” deyip geçmek daha hayırlıdır. Çünkü o türden kimseler, konuşmalarında ahlâkî değerleri dikkate almazlar. Manevî değerlerin hiçe sayıldığı bir konuşmadan da manevî hayırlar beklemek mümkün olmaz. Bu nedenle, amacı nefsâniyet olan kimselerle karşılaşınca “hidayet ve selamet temennisinde bulunarak” ayrılmak, o esnada yapılacak en hayırlı amellerden birisidir.

Ayetin sonunda “bizim cahillerle işimiz yok” diye çevirdiğimiz لا نَبْتَغِي الْجَاهِلِينَ ifadesi, cahillerle arkadaş ve dost olmak veya onlarla tartışmak istemeyiz, gibi anlamlar içerir. Bazen susmak konuşmaktan daha hayırlıdır. Diğer taraftan, cahil ile kim arkadaş olmak ister ki? Normal şartlarda herkes sâlih insanlarla dost olmak ister. Bu gerçeği bazen menfaat çatışmaları ve dünyevî ikbal kaygıları perdelese de, hakikat böyledir.

Biz de sözlerimizin başında da, sonunda da öyle diyoruz:

“Selam olsun hidâyete uyanlara.” *

Hakkında Yusuf Semmak

Müfessir, Edib, Mütefekkir, Araştırmacı, Yazar

BUNA'DA BAK!

Ehven-i Şerreyn Nedir?

بِسْـــــمِ اللهِ الرّحْمَنِ الرّحِيمِ Ehven kelimesi “daha hafif”, ehvenü’ş şerreyn terkibi ise; meşru olmayan iki …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

two × four =