20 Haziran 2018 , Çarşamba - 20 : 15
Anasayfa » AKAİD - TEVHİD » Bütün Peygamberlerin Ortak Daveti Tevhîd’dir

Bütün Peygamberlerin Ortak Daveti Tevhîd’dir

Rabbimiz, sahih imanın gerçekleşmenin temel şartının el-küfrü bi’t tâğût yani tâğûtu inkâr, red ve tanımamak olduğunu bildirmiştir:

“Dinde zorlama yoktur. Muhakkak iman ile küfür apaçık meydana çıkmıştır. Artık kim tâğûtu inkâr eder ve Allah’a iman ederse o gerçekten, kopması olmayan sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir.” *

Bütün Peygamberler aleyhimüsselâm’ın gönderiliş amacı; TEVHİD akidesini insanlara açıklamak ve herkesi bu inanca davet etmektir.

“Andolsun ki Biz her ümmet arasında “Allah’a ibadet edin ve tâğuttan kaçının” diye bir Peygamber göndermişizdir. Allah içlerinden kimine hidâyet verdi, kiminin aleyhine olmak üzere sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezinin de (Tevhid’i) yalanlayanların sonu nasıl oldu, görün.” *

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, bu akidenin hakikati maalesef gerektiği ölçüde bilinmiyor ve Allah’ın emrettiği şekilde kabul edilmiyor. İnsanların çoğu –Rabbimizin de haber verdiği gibi- şirk koşmadan, Allah’a iman etmeye yanaşmıyorlar.

“Onların çoğu şirk koşmaksızın (bir türlü) Allah’a iman etmezler.” *

Şeytanlar, Allah’ın kullarının iman etmemeleri için yapabilecekleri ne varsa yapmaktadırlar. Dünyalıklar, insan ve cinlerden olan saptırıcılar, makam, mevki, itibar, para, kadın bilumum dünyalık hedef ve beklentiler insanın, hakikat boyutuna geçmesinin önünde bir engel olarak durmaktadır. Bunlar aşılmadıkça, Allah’ın emrettiği iman gerçeğiyle buluşma, tanışma ve yüzleşme süreci gerçekleşmiyor. Dolayısıyla insan, kendi gerçeğiyle yüzleşemiyor. Yaptığı kötülükleri güzel iş zannediyor.

“De ki: Amelleri açısından en çok ziyana uğrayanları size haber vereyim mi? Onlar o kimselerdir ki, dünya hayatında yaptıkları boşa gitmiştir, üstelik kendilerinin iyi (işler) yaptıklarını zannederler.” *

Ahir zaman fitnelerini bilmeden ve onlardan sakınmadan şirksiz imanı elde etmek gerçekten güçtür.

Kur’an ve Sünneti tam anlamıyla rehber edinmeden Tevhid ehli olmak mümkün değildir. Çevre, ananeler, kültür, örf, -kim olursa olsun- insanların söyledikleri ve vakıa’da meydana gelen birtakım yapılanmalar; hakikatin ölçüsü olamaz. İnsanların sarığı, sakalı, namazı, orucu, koltuk ya da minderi, çevresi, müridleri, destekçileri, malumatları, kariyeri, yazdığı kitaplar; hakkın tespitinde kriter değildir. Bir kimsenin halini ve akıbetini ancak Allah Sübhânehu ve Teâlâ bilir. İman edecekleri de etmeyecekleri de sadece O bilebilir. Rabbimiz:

“Hidâyete iletmek şüphesiz ki Bize aittir” * buyurmaktadır.

Başka bir Ayette ise:

“Şüphe yok ki Allah, yalan söyleyen, kâfir olan hiçbir kimseye hidâyet vermez” * buyurur.

Allah’ın kullarına düşen vazife; Allah ve Rasûlünün ne dediğini dikkate almaktır. Dini, İslam’ı ve Tevhid’i anlaşılmaz hale sokanların söyledikleri felsefî sözleri değil!

Unutulmasın ki, Tevhid; insanın yaratılış mayasının özüdür, esasıdır. Allah, insanları öyle bir fıtrat üzerinde yaratmıştır ki, o fıtratta “Lâ İlâhe İllallah” akidesi vardır. O halde insanlar, muvahhid olarak, bu fıtrat dini olan İslam’a tâbi olmalıdırlar. Şirk’e, küfre, kendisinin ya da başkalarının hevâ-ü heveslerine değil!

“Sen yüzünü Hanif (muvahhid) olarak dine, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtratına çevir. Allah’ın yaratışını değiştirmek söz konusu değildir. Dosdoğru din işte budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” *

Kim ne derse desin, insanların bu dünyada öncelikli vazifeleri Tevhid akidesine teslimiyettir. Hayatta yaşarken, imanı kurtarmaktan daha önemli ve daha öncelikli hiçbir amel yoktur!

“Allah’a ibadet edin (O’nu birleyin, Tevhid’e iman edin), O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.” *

Allah’ın teşri’ yetkisini başka varlıklara vermek, teşri’de Allah’ı yegâne hak sahibi görmemek, Allah’ın ortakları olduğuna inanmak; tâğûtlardan ılımlı tâğût seçmek ve onları Allah’ı sever gibi hatta Allah’tan daha çok sevmek; imanın ön şartının tâğûtları reddetmek olduğunu kabul etmemek şirktir.

“Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyleri kendilerine dinden şeriat yapan (kanun koyan) ortakları mı vardır? Eğer ayırt edici söz olmasaydı, muhakkak aralarında hüküm olunmuştu bile. Doğrusu zâlimler için can yakıcı bir azap vardır.” *

Ayırt edici söz (kelimetü’l fasl); kâfirlerin azabının tehir edileceğine dair İlâhî hükümdür. İnkârcılara ölünceye kadar zaman verilmiştir; azapları bu şekilde ertelenmiştir. Allah, bu süre içinde onların iman etmelerini istemektedir.

Allah, bütün kullarını Tevhid akidesine inanmaya çağırmaktadır:

“De ki: Ey Kitap Ehli! Bizimle sizin aranızda âdil olan bir kelimeye (Tevhid’e) geliniz: Allah’tan başkasına ibâdet etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak tutmayalım, kimimiz kimimizi Allah’tan başka Rabbler edinmesin. Eğer yüz çevirirlerse: Bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şâhid olun, deyin.” *

Bu Ayette, kendisine davet edilen hakikate “yalnızca Allah’a ibadet etme ilkesi” denir. Bu, imanın temel rüknüdür. Âl-i İmrân Sûresinin 64. Ayetinde de açıklandığı gibi; sadece Allah’a kulluk etmek, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak, Allah’ın emirlerini bırakarak başkalarının hevâ ve heveslerine tâbi olmak suretiyle sahte ilâhların ve sahte rabblerin eteklerine yapışmamak çerçevesinde beyan edilen Tevhid akidesine teslim olmak, kâinâtın sahibi tarafından emredilmektedir. Bahsi geçen Ayet, bu şekilde iman edenlerin “Müslüman” olduklarını, bu esaslara teslim olmayanların ise şirk koşmakta olduklarını vurgulamaktadır. Dolayısıyla şunu açıkça görüyoruz ki, Tevhid akidesine rabt edilmeyen tüm ameller boştur ve boşluktadır. Rabbimiz iman etmeyenlerin dua ve ibadetlerinin durumunu şu şekilde açıklamaktadır:

“Hak olan davet (dua) ancak O’nadır. O’nu bırakıp çağırdıkları ise, kendilerine hiçbir şekilde cevap veremezler. Onların durumu; ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimseye benzer ki, o buna asla ulaşacak değildir. İşte kâfirlerin duası da ancak (bunun gibi) boşunadır.” *

Rabbimiz ne güzel açıklamış! O yüceler yücesi Rabbimize hamd-ü senâlar olsun!

Allah’tan başkasına ibâdet etme biçimlerinden en yaygınının ve en önemlisinin ne olduğunu Rabbimiz şöyle beyan etmektedir:

“Onlar Allah’ı bırakıp alimlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rabbler edindiler. Halbuki onlar bir tek ilâha ibadet etmekten başkasıyla emrolunmamışlardı. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, bunların ortak koştukları her şeyden uzaktır.” *

Hz. Peygamber bir gün bu Ayeti, Adiyy bin Hatem’in yanında okumuş, Adiyy de Hristiyanların böyle bir şey yapmadıklarını yani onlara ibadet etmediklerini söylemişti. Bunun üzerine Peygamberimiz de: “Onlar kendi din adamlarının -Allah’ın indirdiklerine aykırı olarak- helal kıldıklarını helal, haram kıldıklarını haram kabul etmişlerdi. İşte bunların alimlerine ibadetleri ve onları rabb edinmeleri böyle olmuştur!” buyurdu. *

Peygamberimiz, Tevbe Sûresinin 31. Ayetini bu şekilde tefsir etmiştir. O esnada, önceden Hristiyan olan Adiyy bile başlangıçta Hristiyanlarla ilgili bu Ayeti anlayamamıştır. Ama Peygamberimiz Ayetin anlamını izah ederek, meseleyi açıklığa kavuşturmuştur.

Rahipler, din adamları, alimler vb. eğer Allah’ın helâlini haram, haramını da helâl kılarlar; insanlar da onlara uyarlarsa, bu durum onlara ibadet etmektir. İmam Tirmizî rahımehullâh’ın rivâyet ettiği Hadis-i Şerif’te Peygamber aleyhisselâm bize bunu açıklamaktadır. Tevbe Sûresinin 31. Ayetini tefsir ederken Hafız İbn-i Kesir de bu rivâyeti zikretmektedir. *

Şirk ile imanı karıştıranların durumunu tanımaya devam edelim. Şirk koşarak ibadet eden kimselerin durumu elektronik cihazın record/kayıt tuşuna basmadan kayıt yapan ya da fişi prize takmadan makinenin çalışmasını bekleyip duran kimseye benzemektedir. Oysa bir kimse, anahtarların bağlantısını sağlamadan ne kadar beklerse beklesin, o cihaz çalışmayacaktır. “Allah isterse çalışır” tarzında muhâlif psikolojide sözler söylenmemelidir; zira Allah, kulları için nelerden râzı olduğunu ve nelerden de râzı olmadığını Peygamberleri vasıtasıyla bize bildirmiş ve insanlık için bir Sünnetullâh ve bir Şeriat belirlemiştir. Şirk halinde yapılan amelin uhrevî bir karşılığının olmadığı ilkesi, Allah’ın İlâhî Şeriatında yer almaktadır. Allah ile sınır yarışına girmek yerine, Allah’ın irâdesine uyarak hareket etmek en akılıca ve sonuç itibariyle en hayırlı yoldur.

Tevhid’siz bir kulluk, suya yazı yazmaya benzer; o yazılanı ne yazan okuyabilir, ne de başkası! O yazılanlar, ne kendisi için bir zikrâ olur ne de başkası için bir yol gösterici!

Tevhid’siz amel; ıssız, uçsuz ve bucaksız bir çölde görülen ve su zannedilen bir serap gibidir. Susayan bir kimse, onu su sanır ama yanına geldiğinde orada bir şey bulamaz. İşte inkâr edenlerin amelleri de, ilk bakışta çölde su sanılan ama yanına varıldığında bir yalandan ibaret olan, büyük bir yanılgı ve hayal kırıklığı gibidir. Müşriklerin aldanışı dünyevî şaşkınlıkla sınırlı kalmayacaktır; onlar yaptıklarının hesabını vermek adına karşılarında Allah’ı bulacaklardır. Allah’ın yakalamasından ve azabından kaçışın asla mümkün olmadığını dünyada anlayamazlarsa bile ölürken anlayacaklardır. Ama bu anlama, kendilerine bir fayda sağlamayacaktır. Atalarımızın “son pişmanlık fayda vermez” dedikleri şey de işte budur!

“Kâfir olanların amelleri ise susuz kimsenin su sandığı dümdüz çöldeki bir serap gibidir. Nihayet ona yaklaşınca onun bir şey olmadığını görür. Halbuki kendisi(nin ameli) yanında Allah’ı bulmuştur. O da hemen onun hesabını tamamen öder. Allah hesabı çok çabuk görendir.” *

Allah celle celâluh, Mü’min Sûresinin 40. Ayetinde; erkek olsun kadın olsun, mü’min olarak sâlih amel işleyenlerin cennete gireceklerini bildirmiştir. Enbiyâ Sûresinin 94. Ayetlerinde ise; mü’min olarak sâlih amel işleyenlerin yaptıklarının karşılıksız kalmayacağı haber verilmiştir.

“Şüphesiz sana ve senden öncekilere şöyle vahyolundu ki: Eğer şirk koşarsan, andolsun ki amelin boşa gider ve muhakkak zarar edenlerden olursun.” *

Kehf Sûresinin 104 ve 105. Ayetlerinde de, Allah’ın Ayetlerini ve O’nunla kavuşmayı inkâr edenlerin amellerinin boşa gittiği ve onlar için ölçü/terazi tutulmayacağı haber verilmektedir.

Tevhid nedir?

Bu konuyu, Allah’ın Ayetleri çerçevesinde doğru şekilde öğrenmek için, sûrelerin tertip sırasına göre, 120 Ayet-i Kerime zikredeceğiz. Bu Ayetleri özellikle seçmedik yani Ayetleri cımbızlama gibi bir düşünce ve amelimiz olmadı. Sadece aklımıza ilk gelen Ayetleri yazdık. 100 tane olsun istemiştik ancak 100’ü geçti. Biz de 120’de durduk, elbette devam etmek ve yüzlerce hatta binlerce Ayet üzerinde tedebbür ederek, Tevhid’i ilk kaynak olan Kur’an-ı Kerim’den öğrenmek mümkündür. Zaten yapmamız gereken de budur. Başkasının ağzına bakarak, duyuma ve sloganlara göre bir imana yaslanmak yerine, Allah’ın ne dediğine iltifat etmek akıllı insanın yapması gereken ilk ve son iştir. Fakat Ayetleri okurken, keyfî yorumlar yaparak sonuçlar elde etmekten sakınmak gerekir. Çünkü bizim keyfimiz değil, Allah’ın muradı önemlidir. Bunun için de, muteber tefsir kitaplarından ve Hadis eserlerinden yararlanarak Ayetleri okumak gerekmektedir.

Bir insan dünyanın az ve geçici bir menfaati için bile ne kadar çalışıp yorulmaktadır. Peki, ebedî ve mükâfatların en hayırlısı olan Allah’ın rızâsını kazanmak için, dünya rahatından tepip okumaya ve yaşamaya değmez mi?

Okuyalım, anlayalım sonra da iman ve amel edelim, inşâAllah…

  • 1/Fâtiha: 5;
  • 2/Bakara: 120, 133, 214, 256, 257;
  • 3/Âl-i İmrân: 18, 31-32, 64, 84, 154, 189;
  • 4/Nisâ: 48, 51, 58, 59, 60, 65, 76, 105, 125, 136, 139, 140;
  • 5/Mâide: 39, 40, 44, 45, 47, 49, 50, 54, 60, 104, 105;
  • 6/En’âm: 57, 82, 102, 114, 116, 121, 151, 162;
  • 7/A’râf: 54, 59, 65, 73, 85, 172-174;
  • 9/Tevbe: 23-24, 31, 32-33, 65-66, 116;
  • 10/Yûnus: 18, 99;
  • 11/Hûd: 118, 123;
  • 12/Yûsuf: 40, 67, 106;
  • 13/Ra’d: 14, 31;
  • 16/Nahl: 17, 36, 116;
  • 17/İsrâ: 23, 111;
  • 18/Kehf: 26, 103-106;
  • 20/Tâ-Hâ: 14;
  • 21/Enbiyâ: 25, 29;
  • 22/Hacc: 72;
  • 25/Furkân: 2;
  • 28/Kasas: 70, 88;
  • 30/Rûm: 4, 29-32;
  • 31/Lokman: 13;
  • 33/Ahzâb: 36, 66-68;
  • 36/Yâsîn: 60;
  • 39/Zümer: 3, 11, 17, 45, 65;
  • 40/Mü’min: 12;
  • 42/Şûrâ: 21;
  • 43/Zuhruf: 26-28, 84;
  • 45/Câsiye: 18;
  • 46/Ahkâf: 5-6;
  • 47/Muhammed: 19, 25-26;
  • 51/Zâriyâ: 56;
  • 58/Mücâdele: 22;
  • 60/Mümtehine: 4;
  • 72/Cinn: 20, 26;
  • 75/Kıyâmet: 36;
  • 92/Leyl: 12

Hakkında Yusuf Semmak

Müfessir, Edib, Mütefekkir, Araştırmacı, Yazar

BUNA'DA BAK!

“Tevessül ve Kabr-i Nebi’yi Ziyaret” Adlı Kitabımız Çıkmıştır!

  “Tevessül ve Kabr-i Nebî’yi Ziyâret” adlı kitabımızda yer alan başlıca konular: Hayırlara vesîle olmasını …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

eight − 1 =